10 Şubat 2013 Pazar

BİR ULUCAMİ HATIRASI AYN-UL AYAN FATİHA TEFSİRİ

Osmanlı âlimlerinin önemli simalarından birisi olan Molla Fenarî (Şemseddin Mehmed) 1350 yılında Yenişehir’in (Bursa) Fener kasabasında doğmuştur. Bu sebeple kendisine ‘Fenarî’ lakabı verilmiştir. Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed ve II. Murad olmak üzere üç padişahın döneminde yaşamış ve 1431 yılında vefât etmiştir.

Molla Fenarî ilk derslerini doğduğu çevrede ve Bursa İznik’te görmüştür.
Daha sonra bu çevreden ayrılarak ilim yolunda hicret etmiş ve Aksaray Zinciriye Medresesi’ne ilim tahsil etmeye gelmiştir. 
Zira bu medresede, tefsir, tıp ve riyaziye alanlarında Anadolu’da ve İslam beldelerinde şöhret kazanmış olan devrin büyük âlimlerinden Cemâlüddin Aksarayî müderrislik yapmakta idi. Molla Fenarî 1376 yılında yine, ilim tahsili için Mısır’a gitmiştir.
Onun Aksaray’da ne kadar kaldığı bilinmemektedir. Bununla beraber 1350 doğumlu olduğunu bildiğimiz Molla’nın 15 yaşında (1365) Aksaray’a geldiğini farz edersek kendisinin yaklaşık 10–12 yıl Aksaray’da ilim tahsil ettiği sonucuna ulaşabiliriz. Nitekim bu konuya değinen araştırma eserler, ‘gençliğinde’ ifadesini kullanmaktadır. Molla Fenarî’nin eğitim amacıyla Mısır’ı seçmesinin sebebi, o dönemde Mısır’ın, halifeliğin ve ilim dünyasının merkezi konumunda olmasıdır. Nitekim Memlûk Devleti döneminde Mısır ve Suriye, pek çok ilim taliplisi Anadolu insanına mektep olmuştur. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için İstanbul Üniversitesi Tarih Dergisi’nde çıkacak olan, ‘Memlûklerin Beylikler Anadolu’suna Dinî-Kültürel Tesiri’ konulu makalemize bakılabilir). Zira Bağdat’ın 1258 yılında Moğol işgaline uğraması gerek siyasî gerekse kültürel açıdan Mısır’ı bir merkez haline getirmişti.

Mısır’dan dönen Molla Fenarî, Bursa’da Kadılık görevine getirilmiştir. 

SOMUNCU BABANIN FATİHA TEFSİRİ
Bu sıralarda yapımı süren Ulucaminin yapımı bitmişti
Câminin yapılması bittikten sonra, bir Cum’a günü açılış merasimi yapılacağı ilân edildi.
O gün başta Pâdişâh Yıldırım Bâyezîd Hân, dâmâdı büyük âlim ve velî Seyyid Emîr Sultan, Molla Fenârî hazretleri, ulemâdan pekçok kimse ve Bursalılar Ulu Câmi’yi doldurdular.
Yıldırım Bâyezîd Hân, câminin açılış hutbesini okumak üzere Emîr Sultan’a vazîfe verdiğinde, Emîr Sultan; “Sultânım! Zamanın büyük âlimi burada iken, bizim hutbe okumamız uygun değildir.
Bu câmi-i şerîfin açılış hutbesini okumaya lâyık olan zât şu kimsedir” diyerek, Somuncu Baba’yı gösterdi. “Şöhret âfettir”  hadîs-i şerîfini bildiği için, bundan titizlikle kaçınan Somuncu Baba, Pâdişâhın emri üzerine minbere doğru yürüdü.
Emîr Sultan’ın yanına gelince; “Ey Emîr’im, niçin böyle yapıp beni ele verdiniz?” dedi.
O da; “Senden ileride bir kimse göremediğim için öyle yaptım” cevâbını verdi.
Cemâat hayret ederek bu konuşmaları dinliyor, Somuncu Baba’nın hutbesini merakla bekliyorlardı.
Minbere çıkan Somuncu Baba, öyle bir hutbe irâd etti ki, o zamana kadar Bursalılar öyle bir hutbeyi hiç işitmemişlerdi.
Bursalılar, ancak bundan sonra Somuncu Baba’nın büyüklüğünü anladılar.
Somuncu Baba, hutbede; “Ba’zı âlimlerin, Fâtiha-i şerîfenin tefsîrinde müşkilâtı, anlıyamadığı kısımlar vardır. Onun için bu sûrenin tefsîrini yapalım” buyurarak,  
Fâtiha sûresinin, yirmi ana ilim üzerine yedi türlü tefsîrini yaptı. 
Nice hikmetli sözler beyân eyledi ki, herkes hayretinden şaşırıp kaldı.
Başta Molla Fenârî hazretleri; “Somuncu Baba, önce bizim Fâtiha sûresinin tefsîrindeki müşkilimizi kerâmet göstererek halletti. 
Onun büyüklüğüne, bu yedi çeşit tefsîr, âdil bir şâhiddir. 
Fâtiha’nın ilk tefsîrini cemâatin hepsi anladı. 
İkinci tefsîrini bir kısmı anladı, üçüncü tefsîri anlayanlar çok az idi. 
Dördüncü ve sonrakileri anlıyanlar içimizde yok idi” demekten kendini alamadı.

Namazdan sonra evine giden Hâmid-i Velî’ye, Molla Fenârî; “Efendim! Bu günlerde Fâtiha sûresinin tefsîrini yapmak istiyordum. 
Fakat ba’zı anlıyamadığım yerler var idi. 
Bu hutbenizle, bilemediğimiz yerleri îzâh etmiş oldunuz. 
Medresede hizmetimiz karşılığında kazandığımız beşbin akçe paramız vardır.
Şüphesiz helâldir.
Kabûl buyurursanız bunları size hediye etmek istiyorum” dedi.
O, kabûl etmedi.
Bunun üzerine Molla Fenârî, Somuncu Baba’ya; “Talebeniz olmakla şereflenmek istiyorum” deyince, Somuncu Baba ona teveccüh ederek duâlarda bulundu.

MOLLA FENARİNİN FATİHA TEFSİRİ
Bir ara Karamanoğullarının merkezi olan Karaman’a giden Molla Fenarî burada on yıl kalmıştır. Onun bu tercihinde, Ankara Savaşı’ndan sonra Osmanlıların yaşadığı buhrandan uzaklaşma düşüncesinin yanı sıra bir Karamanoğulları şehri olan Aksaray’da uzun yıllar tahsil görmesi belirleyici olmuştur. Karaman’dayken Karamanoğlu Mehmed Beye ithafen, Aynü’l-Ayân isimli bir Fâtiha Tefsiri kaleme almıştır.

Molla Fenârî’nin, Somuncu Baba’dan aldığı feyz ile yazdığı tefsîrini bütün âlimler çok beğenmiş, asırlarca mu’teber bir tefsîr olduğunu açıklamışlardır.

Bu tefsirde, ‘Hâşiyetu'l-Keşşâf’ isimli bir tefsir yazmış olan hocası Aksaraylı Cemâlüddin’in izlerini görmek hesaptan uzak değildir.

Karaman Beyinin kızı Gül Hâtun ile evlenerek, iki oğlu, iki kızı oldu. SonraOsmanlı Sultânının dâveti üzerine tekrar Bursa'ya geldi.
Molla Fenari'nin Aynu'l-Ayan Adlı Tefsiri (Tahlil ve Değerlendirme) [Preface For Molla Fenari's Commentary 'Aynu'l-Ayan'(Analyze and Review)]/ext/belgeler_v_e.swf">

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder